10 Şubat 2015 Salı

Mucizevi Bitki Karabuğday

Karabuğday, her ne kadar isminden ötürü buğdaygil familyasından olduğu düşünülse de kuzukulağıgiller familyasından bir bitkidir. Ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlansa da Rusya, Japonya, Polonya ve Çin gibi ülkelerde sıklıkla tüketilen bir bitkidir.

Karabuğdayın Faydaları : 


  • Lif oranı oldukça yüksek olan Karabuğday, kilo vermede ve ideal kilonun korunmasında oldukça etkilidir.Yapılan araştırmalarda karabuğdayın açlık duygusunu bastırmakta etkisinin en üst düzeyde olduğunu saptamıştır. 
  • Protein açısından oldukça zengin bir besin kaynağı olan karabuğday, diğer bitkilerle karşılaştırıldığında  hazmedilebilir bitkisel protein oranı  en yüksek olandır.
  • Karabuğday, yüksek oranda magnezyum içerdiğinden kan şekerinin düzenlenmesinde önemli rol oynar.
  • Bu mucizevi bitki potasyum, magnezyum, fosfor ve demir açısından oldukça zengindir.Bu mineraller yüksek tansiyon ve kansızlıkla mücadelede önemli bir role sahiptir.
  • B1, B2, vitaminlerinin yanında, Karabuğday P vitamini de içerir. P vitamini kılcal damarları güçlendirir.
  •  Karabuğday ayrıca kalp hastalıklarına ve kansere karşı da koruyucu bir bitkidir.  


Karabuğday Nerelerde Kullanılır?

  • çorbalarda
  • pudinglerde
  • tatlılarda
  • et ve sebze ürünleri ile birlikte
  • dondurma külahı yapımında
  • yemeklerde pilav gibi etin yanında

Karabuğday Çorbası: 


Dışarıda buz gibi bir hava varken, dumanı üstünde tüten, içimizi ısıttığı kadar şifa da veren karabuğday çorbasını denemeye ne dersiniz?

Malzemeler:
4lt  su
1/2 kupa karabuğday
450 gr dana eti
1 adet havuç
1 adet soğan
2 büyük boy patates
1/4 kupa maydanoz ya da dereotu
3 adet defne yaprağı
tuz ,karabiber
zeytinyağı

Hazırlama süresi :30 dakika
Pişirme süresi :45 dakika

Hazırlanışı :
Eti bir tencereye alın ve su ekleyin. Kaynamaya başladıktan sonra altını kısın ve orta derecede yaklaşık 40 dakika kadar eti pişirin. Tuz ekleyip içine karabuğdayı atın ve 15 dakika kadar daha pişirin. Soğanı ve havucu küp şeklinde doğrayın. Maydanozu ya da dereotunu ince ince kıyın. Yıkamış olduğunuz patatesleri doğrayıp pişen karışımın içine atın. Bu arada  tavada az bir zeytinyağı kullanarak soğan ve havuçları kavurun. Havuçlar yumuşayıncaya, soğanlar renk değiştirinceye kadar pişirin. Pişen malzemeyi de tencereye koyup karıştırın. 5 dakika daha için için kaynatın. Servis etmeden önce kıyılmış maydanoz ya da dereotu ile süsleyin.  Afiyet olsun.






Melanom Cilt Kanseri


Melanom Nedir?
Melanom bir tür cilt kanseridir. Cildimiz epidermis ve dermis adı verilen iki tabakadan oluşur. Dışta bulunan tabakaya epidermis, epidermisin altında bulunan tabakaya ise dermis adı verilir. Bu tabakalar arasında melonosit adı verilen hücreler bulunur. Melonistlerin görevi, pigment üretmek yani cilde rengini vermek ve vücudu ısı ve soğuktan korumaktır. Cilde rengini veren melonistlerden kaynaklanan cilt tümörleri melanom cilt kanserine sebebiyet vermektedir.

Melanom Oluşma Riskini Arttıran Faktörleri Nelerdir? 

  • Cildinizde çok sayıda ben taşıyorsanız,
  • Açık tenli, kızıl saçlı ya da çok fazla çile sahipseniz,
  • Çocukluk çağında güneş yanıklarına, güneşe ve güneşin etkilerine çok fazla maruz kalmışsanız,
  • Uzun süre güneşte kalıyor ve güneşleniyorsanız ,
  •  Ailede cilt kanseri öyküsüne sahip kişiler var ise, 
  • Zayıf bir bağışıklık sistemine sahipseniz diğer kişilere göre melanomaya yakalanma riski taşıyorsunuz demektir.
Yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere göre daha fazla melanoma yakalandıklarını ortaya koymaktadır.

Melanomun Önlenmesine Yönelik Yapılması Gerekenler:

Cildinizde çok sayıda ben varsa, açık tenliyseniz, çillenmeye, güneşte kolay yanmaya eğiliminiz varsa düzenli olarak cildinizi kontrol etmeyi alışkanlık haline getirin. Cildinizde 4-6 hafta
 içerisinde kaybolmayan ya da var olan ama gittikçe büyüyen ya da şekli değişen benler fark ederseniz hemen doktora başvurunuz. Melanomda erken teşhis diğer kanser türlerinde de olduğu gibi çok önemlidir. Erken evrelerde tedavisi mümkündür ancak geç konan teşhiste yayılma eğilimdedir. Diğer cilt kanserlerine göre daha ciddi seyirlidir.

Melanom Belirtileri:

Eğer

  • gittikçe büyüyen
  • şekli değişen- düzensiz kenarlı bir görünüm almaya başlayan
  • rengi değişen- koyulaşan, çoklu gölgeli olan
  • kaşıntılı ya da ağrılı
  • kanamalı ya da kabuk tutmuş
  • iltihaplı benler taşıyorsanız hemen doktora başvurunuz.
 


 


9 Şubat 2015 Pazartesi

Sağlıklı Saçlar İçin Bira


Okuduğunuzda bir çoğunuza garip gelebilir ama eskiden  mahalle arasındaki kuaförlere girdiğinizde,sizi kesif bir bira kokusu karşılardı. O dönemlerde bira, bigudi ile  saç sarmada olmazsa olmaz bir güzellik malzemesiydi. Demek ki eskilerin bir bildikleri varmış!

Günümüzde  yapılan araştırmalar, biranın yüksek oranda mineral, vitamin ve aminoasit içerdiğini ortaya koymaktadır. Piyasada satılan saç bakım ürünlerinin içerisinde yer alan B vitamininin, maltozanın, sakarozanın ve proteinin birada da olduğunu biliyor muydunuz? Ayrıca bira, içerdiği magnezyum, fosfor ve potasyumdan ötürü de saç bakımında etkili bir madde.

Bira;

Yıpranmış saçların onarımını sağlayan proteine,
Uzamasını sağlayan B vitaminine,
Güçlenmesini sağlayan maltozaya,
Parlaklık kazanmasını sağlayan sakarozaya,
Saçların hacimli ve kalın telli görünmesini sağlayan darı ve buğday proteinine,
En önemlisi de saçların sağlıklı uzamasını sağlayan B7 ya da H vitamini olarak bilinen biotine sahip. (Biotin, kepeğe ve saç dökülmesine karşı etkili bir vitamindir. Güzellik vitamini olarak da bilinir.)

Hangi Tür Bira Kullanmak Gerekir? 
Kullanacağınız biranın markası ya da kalitesi elde edeceğiniz sonucu pek de etkilemeyecektir. Ama daha etkili bir sonuca ulaşmak istiyorsanız koyu renkte biraları tercih etmekte fayda var. Zira koyu renkli biralar daha fazla biotin içerirler.

Bir kaç püf noktası da verelim : Birayı saçınıza uygulamadan bir gece önce açıp, ağzını açıkta bırakmanız daha etkili sonuç almanıza yarayacaktır! Birayı saçınıza uygulamadan önce saçınızı şampuanla yıkamanız saç bakımının etkisini arttıracaktır! Boyalı saçlara sahip olanlar, bira ile saç bakımı yaparlarken daha dikkatli olmalılar. Zira çok sık yapılan bu uygulama, kuru saçlara sahip olmanıza neden olabilir!

Ev Yapımı Biralı Şampuan :
Evde bulacağınız bir şişenin içerisine yarı yarıya kimyasal içermeyen, doğal şampuanı ve  aynı ölçüde birayı koyun. Güzelce çalkalayın ve saçınıza masaj yaparak uygulayın. 2 dakika kadar ıslak halde bırakın. Ilık su ile saçınızı yıkayın ve karışımdan arındırın.

Ev Yapımı Biralı Saç Kremi :
1 fincan bira
1 çay kaşığı jojoba yağı

Birayı çok az ısıtın.Isındıktan sonra içine jojoba yağını katın. Karışımı saçınıza uygulayın. 15 dakika kadar bekletin. Sonrasında saçınızı durulayın. Saçınız eskisine göre daha hacimli ve parlak görünecektir.

Ev Yapımı Biralı Saç Maskesi : 
1 şişe bira
2 çay kaşığı bal
2-3 damla limon 

1 dakika kadar birayı ateşte ısıtın. Isınan biranın içerisine bal ve limonu katın. Macun kıvamındaki bu karışımı saçınıza masaj yaparak uygulayın. 15 dakika kadar bekletip saçınızı durulayın.

Bugüne kadar saç bakımında bira aklınıza ilk gelen şey olmayabilir ama yukarıdaki reçeteleri denedikten sonra saçınızda göreceğiniz değişiklik fikrinizi değiştirebilir.

Çocuğunuza Söylememeniz Gereken 10 Şey!







1. Hayır!
Çocuklar "hayır" ile başlayan cümleleri çok sık duyarlar. Söylemek istediğinizi olumsuzdan olumluya çevirerek ifade edebilirsiniz.Diğer bir deyişle, olumsuz olan bir durumu, olumlu istenilen bir duruma çevirmek sizin elinizde. "Hayır koşma" yerine "Yürü, lütfen !" diyebilirsiniz.İstenmeyen davranışın düzeltilmesinde "hayır" ile başlayan cümleden çok daha etkili olacaktır.

2. Aferin Sana ! 
Çocuklar istenilen davranışı sergilediklerinde, bir şeyleri kendi başına becerdiklerinde, onları övmek için kullandığımız sözcüktür "aferin sana". Oysa önemli olan çocuğunuzu övmek midir yoksa onu yüreklendirmek midir? "Sen buldun!","Sen başardın!", " Sen düşünerek buldun!" gibi "sen" ile başlayan cümleler kullandığınızda, çocuğunuzun başarısını önemsiyor ve cesaretlenmiş oluyorsunuz. Oysa "Aferin!" ile başlayan cümlelerde sizin ne düşündüğünüz önemli hale geliyor.

3. Benimle Tartışma ! 
Çocuklar soru sormaya, sorgulamaya ve analiz etmeye programlanmışlardır. Bu durum zaman zaman tartışma ortamı yaratabilir. Oysa ki sağlıklı gelişimlerinin bir parçasıdır söylenen bir şeyin nedenini, niçinin sorgulamak. Aranızda geçen konuşmayı " Benimle tartışma!" diyerek kesip atmak yerine "Biliyorum, benim farklı bir cevap vermemi bekliyorsun ama bu değişmeyecek" ya da " Sana cevabımın ne olduğunu söyledim. Bununla ilgili bir sorun varsa sor" şeklinde ifadeler kullandığınızda, çocuğunuz da sizinle tartışmak yerine kendi düşüncesini, kaygılarını ifade etme şansı bulacaktır.

4. Dur Bakalım Baban/ Annen Bu Konuda Ne Diyecek !
Bu tarz cümleler kurmanız öncelikle, konuyu açacağınız kişiye yönelik çocuğunuzda korku ve endişe yaratacaktır. Ayrıca, sözü edilen konu hakkında çocuğunuzla ilgili hiç bir sorumluluk taşımadığınızın ve insiyatifinizin olmadığının da göstergesidir.
Bu arada çocuğunuz yapmış olan hatalı davranıştan ötürü zaten suçluluk, utanç ve üzüntü duyarken, durumu bir başkasına söyleyeceğinizi tehditler savurarak ifade etmeniz, yaraya tuz basmaktan başka bir şey değildir. Eğer aile bireylerinden birisinin bu durumu bilmesi gerekiyorsa, o kişiye bu durumun kimin tarafından söylenmesi kararını çocuğunuza bırakın. "Babana/ annene durumu sen mi söylemek istersin yoksa birlikte mi anlatalım?" tarzında bir yaklaşım, çocuğunuzun yaptığı davranışın sorumluluğunu almasına sağlar.

5. "Eğer Bir Daha Bunu Yaparsan..."
Çocuğunuzla baş başayken ya da diğer ailelerin yanında bunun bir faydası olmadığını bile bile kim bilir bu cümleyi ne kadar sıklıkta kullanmışsınzdır, Öncelikle, kurmuş olduğunuz cümleyle çocuğunuzu tehdit ederek sizden korkmasını istiyorsunuz. İkincisi, söyledikleriniz uygulanabilir şeyler olmuyor çoğu zaman ( "Bir eve gidelim doğrudan yatağa gidiyorsun",  "Sana yemek falan yok!", " Bir hafta cezalısın!") Sinirlendiğimizde sarf ettiğimiz cümleler sadece uygulanamaz şeyler olmakla kalmıyor aynı zamanda kolayca unutabiliyoruz da. Böylelikle güvenirliliğimizi de kaybedebiliyoruz. Söylediklerimizle yaptıklarımız birbirini tutmaz hale geliyor. Bunun yerine az ama öz konuşup, çocuğunuza seçenekler sunarsanız "Eğer bu davranışını sürdürmeyi seçiyorsan, o zaman şunu da yapmayı seçiyorsundur " diyebilirsiniz ya da "kardeşinle dalga geçip onu ağlatmayı seçiyorsan, gün boyu en sevdiğin oyuncak ile oynamamayı da seçiyorsun". Bu tarz ifadeler, tehdit içermeyen, beklentiyi ve beklenti gerçekleşmediğinde karşılaşacağı durumu az ama öz bir şekilde açıklamış olur.

6. "Yanlış Yapıyorsun!"
Çoğu zaman aileler tüm kontrolün kendilerinde olmasını isterler. Tabii ki bazı görevler olması gerektiği gibi yapılmalıdır ama çoğu zaman çocukları bir takım şeyleri usulüne göre yapması için zorlarız. Oysa aynı şey bir çok farklı yoldan yapılabilir. Eğer çocuğunuz çimenleri mor rengine boyuyorsa, çimenlerin yeşile boyanması gerektiğini söylemek çok kolaydır ya da sandalyeye ters oturmuşsa , onu olduğu yerde döndürüp olması gerektiği gibi oturtabiliriz de ama bunu yaparken yargılayıcı davranmayın. Onun yerine " Sandalyeye ters oturmayı seçtin, sanırım" ya da "Çimenleri mor renge boyamayı seçmiş olman, ilginç "" diyebilirsiniz. Bu tarz ifadeler çocuğunuzun yaratıcı olmasına ve bazı şeyleri beklentilere bağlı kalmaksızın keşfetmesine sebebiyet verecektir.

7. Böyle yaparsan işte olacağı bu! 
En olmayacak zamanlarda çocuklara ders vermek gibi bir tutum içerisine gireriz. Eğer çocuğunuz tehlikeli ya da uygunsuz bir şey yaparken yaralanmışsa, zaten yaptığının yanlış bir şey olduğunun farkına varacaktır. Çocuklar bir seferde bir şeye odaklandıklarından, canları acırken, sizin dile getireceğiniz kurallar ya da dersler boşu boşuna sarf edilmiş sözcüklerden öteye geçmeyecektir. "Sandalyeden atladığında gördün değil mi ne olduğunu?" cümlesinin yerine  "Sandalyeden atlayıp, yere düştüğünde canın acıdığını fark ettiğini biliyorum" demeniz çocuğun yapmış olduğu tehlikeyi davranışı kavramasında ve tekrarlamamasında diğer ifade tarzına göre çok daha etkilidir.

8. Yapamazsın / Yapma 
Çocuğun davranışlarında olumlu yönde değişikler görmek istiyorsanız, bu çoğu zaman söylemlerinize bağlıdır. Çocuğunuza bir şeyi yapamayacağını söylemeniz, onun bunu yapabileceğini size kanıtlamasıyla sonuçlanacaktır. Çocuğunuza bir şeyi yapmamasını söylemeniz, sizinle tartışmasına ve size isyan etmesine sebebiyet verecektir.Bunun yerine ifadenizin ardındaki sebebi açıklayın. "Bu senin için güvenli değil" demeniz bazı şeylerin neden sınırlamalar gerektirdiğini anlamasına yardımcı olacaktır.

9. Şimdi  Şunu Yapıyoruz. Tamam mı? 
Çocuklara içten, sevecen ve sevgi dolu görünmek istediğimizden, çoğu zaman verdiğimiz  kararlarda onların onayını bekleriz.  Bu tutumun gerekçeleri anlaşılabilir fakat  çocuğunuzun verdiğiniz tüm kararlara itaat etmesi için onu bu yöntemle ikna etmeyi bir alışkanlık haline getirmeyin. Aileler çoğu zaman " Artık oyun parkından gitmemiz gerekiyor. Tekrar geleceğiz. Tamam mı?" dediğinizde aslında bir tartışma başlatmış oluyorsunuz. Çünkü çocuğunuz da size "Hayır " cevabını verecektir. Oysa oyun parkından ayrılmak istemediğini biliyorsunuz. Onu yerine, "Oyun parkından ayrılmak istemediğini biliyorum ama gitme vakti geldi. Başka bir gün yine geliriz" demeniz duygularının sizin tarafından önemsendiğinin göstergesi olacaktır.

10. Beni Delirtiyorsun!
Aileler çocuklarının duygularını kontrol altına almalarını isterler. Oysa kendileri çocuklarınla ilgili bir problemle karşılaştıklarında ve bununla baş etmekte zorlandıklarında bu cümleyi sarf ederek bir yetişkin olarak kendi duygularını kontrol etmekte yetersiz olduklarının sinyalini verirler. Kendinizi işin içinden çıkılmaz durumda hissediyorsanız, çocuğunuza " Şu anda çok üzgünüm ya da sinirliyim. Biraz yalnız kalmak istiyorum" diyebilirsiniz. Çocuklarınızı içinde bulunduğunuz ruh halinden ötürü suçlamak yerine duygunuzu samimiyetle ifade edebilirsiniz.

Birlikte Tüketilmemesi Gereken Besinler


Bir çoğumuz için damak tadı çok önemli. Bol salçalı ve yağlı bir et yemeğinin yanında yediğimiz pilav, o öğünü bir ziyafete dönüştürebiliyor. Çoğu zaman sindirimin ağızda başlayıp ağızda bittiğini düşünüyoruz. Midemizin, yediğimiz yemekleri nasıl sindirdiğini, sindirirken ne kadar zorluk çektiğini, bazı besinlerin midede nasıl fermante olduğunu, çürüdüğünü ve vücutta asidik ortam yarattığını pek de düşünmüyoruz. Gözümüz ve karnımız doyarken, hücrelerimiz aç kalıyor ve sağlıksız bir yaşam sürdüğümüzü hastalıklar kapıya dayanmadan önce farkına bile varmıyoruz.

Besleniyoruz ama beslenirken bir çok yanlış yapıyoruz. Yaptığımız başlıca yanlışlar:

 Demir içeren gıdalarla birlikte kalsiyum içeren gıdaların birlikte tüketilmesi.
 Kalsiyum içeren gıdalar demirin emilimini azaltıyor. Örneğin; demir yönünden zengin olan ıspanağı  yoğurta birlikte tükettiğimizde  ya da et yemeklerinin yanında yararlı bir içecek diye düşündüğümüz ayranı içtiğimizde aslında almamız gerekenden çok daha az demir alıyoruz.

Hayvansal proteinlerle nişastalı proteinlerin aynı öğünde bir arada tüketilmesi.
Sistemimiz bir defada bir çeşit gıdayı sindirmeye yönelik çalışıyor. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi diye düşündüğümüz sucuklu yumurtayı ya da et yanında yenen patatesi, midemiz ne de güzel bir ikili diye algılamıyor. Hiçbirisini sindiremiyor. Böylelikle alınan besinler fermante olup çürümeye geçiyor ve vücutta asidik ortam oluşuyor.

Yemekten hemen sonra meyve tüketilmesi. 
Gece ev gezmelerinin olduğu dönemlerde, gelen misafiri layığıyla ağırlamak için masadan kalkar kalkmaz ikram edilen meyveler, bizim iyi bir ev sahibi olduğumuzun bir göstergesi olabilir. Fakat aynı durum misafirler için geçerli olmayabilir. Meyveler midede sindirim gerektirmeyen, hızlı bir şekilde on iki parmağa geçen besinlerdir. Ancak mide diğer besinlerle doluyken ve sindirimi gerçekleştirmeye çalışırken bir de meyvelerin eklenmesi, diğer besinlerin meyvelerin bağırsaklara geçişini engellemesiyle sonuçlanır. Böylelikle bizim vitamin içerdiğini düşündüğümüz meyveler, midedeki var olan bakteriler tarafından hızlı bir şekilde kullanılırlar. Midede bulunan besinler hızla fermante olduğundan sindirimle ilgili gaz problemleri yaşanır. Meyvede bulunan vitamin ve minerallerden vücudumuzun en etkili biçimde yararlanmasını istiyorsak, meyveleri aç karnına ya da yemeklerden 2 saat sonra tüketmeliyiz.

8 Şubat 2015 Pazar

Ne Kadınlar Sevdim Zaten Yoktular!



Ataerkil düzen içerisinde kadının görünürlülüğü, erkeğin kadını görmek istediği imgelerle sınırlandırılmıştır. Kadın, tarih boyunca kimi zaman cinselliği ve bedeni tamamen göz ardı edilerek kutsanan, yüceltilen, idealleştirilen, ülküleştirilen bir kadın imgesine, kimi zaman da sadece bedene indirgenerek erkeği günah işlemeye sürükleyen, yoldan çıkaran, şeytanla iş birliği yapan, lanetlenen, yasaklanan, korkulan tekinsiz bir arzu nesnesine dönüşmüştür. Tek tanrılı dinlerin kurumsal nitelik kazanmalarıyla birlikte kadının sahip olduğu güçler ellerinden alınmış, bu güçler erkeklere atfedilerek kadınlar baskılanmış, toplumdan soyutlanmış, göz ardı edilmiş ve öteki olmaktan kurtulamamıştır. Erkek egemen toplum düzeninin devam edebilmesi için, erkek ideolojisi gerekli gördüğü yerlerde ve zamanlarda "anne", "doğuran", "var eden" kadın imgesine başvurmuş, yaşadığı toprak parçasının kurtuluşunu kadınlarda aramış, onu ülküleştirerek yeni kadın imgeleri yaratmıştır. Kadın, özellikle savaş zamanları ya da savaş sonrası ekonomik anlamda yaraların sarılmasında  yaratılan yeni imgelerle "güvenli" yuvalarından çıkartılmış bir süreliğine toplumsal hayatın parçası haline getirilmiştir. Ekonomik anlamda kadın gücüne ihtiyacın azaldığı dönemlerde de  yaratılan "iyi bir eş ve anne" imgesi ile evlerine geri gönderilmişlerdir. Her türlü ırkçılık ve ayrımcılıktan beslenen kapitalizm ise, kadın bedenini bir meta haline getirerek, kadın ve kadın bedeni üzerinden beslenmek üzerine inşa ettiği ideolojisini, farklı kadın imgeleri sunarak tüketmeye devam etmektedir.

1. Marianne :  Özgürlük, kardeşlik ve eşitliğin alegorik simgesi olan Marianne, Fransa'nın ulusal sembolüdür. Aynı zamanda Fransız Devrimini'nin de sembolü olan bu kadın imgesi bir anlamda Özgürlük Tanrıça'sının kişileştirilmiş halidir. Mutlak monarşinin devrilişi ile yerine Cumhuriyetin kurulması, yeni ulusun doğuşu  ve değerlerinin ortaya çıkarılması kadın imgesi üzerinden yaratılmıştır. Antik çağda köleliğe başkaldırıyı simgeleyen başındaki Frigya başlığı ki çoğu zaman kırmızı olarak resmedilmiştir, çıplak göğüsleri beslemeye hazır olduğu ulusu ve sahip olduğu doğa üstü güçleri ile savaşçı kadın tanrıçaları, çıplak ayakları ise halktan biri olduğunu simgeler. Marianne'nin gerçekte yaşayıp yaşamadığını bilmemize rağmen bildiğimiz tek şey, Fransa'da Marie ve Anne'nin en yaygın kadın isimleri olduğudur.

2. Rosie the Riveter: II. Dünya Savaşı sırasında fabrikalarda çalışan  ve cepheye savaş malzemesi üreten Amerikalı kadınların kültürel simgesidir. Kadınların ekonomik güçlerinin simgesi olarak sunulan erkekler tarafından üretilmiş olan bu kadın imgesi sayesinde, iş gücüne ihtiyaç duyulan alanlara II. Dünya Savaşı sırasında 6 milyon kadının yerleştirilmesi sağlanmıştır.Savaş bitiminde ise, endüstrinin her alanında çalışan kadınların görevlerinin bir çoğu erkeklerce geri alınmış ve kadınlar tekrardan "evlerinin kadını" olmaya devam etmişlerdir.

3. Betty Crocker:  Annelerimizin yemek kitaplarında fotoğraflarını gördüğümüz Betty Crocker, gerçekte yaşamayan, erkekler tarafından üretilmiş hayali bir kadın imgesidir. 1920'lerde yemek tariflerini bir erkekten almanın kadınlar için kabul edilebilir bir şey olamayacağını ve ürünlerinin bu şekilde satılamayacağını  düşünen Washburn Crosby şirketi tarafından yaratılmış bir kadın imgesi olan Betty Crocker,  tutumlu, fedakar, üretken, güler yüzlü, kısacası ideal bir ev kadınını resmetmektedir. Zaman içerisinde  yüzü yedi kez değiştirildi. 1955 yılında "genç", 1980'de" profesyonel",
1996'da da ten rengi koyultularak "çok kültürlü" oldu.

4. Cat Woman (Kedi Kadın) 1940 yılında yılında Batman ile hayatımıza giren Kedi Kadın, kötülüğü ile nam salmış, Batman'e meydan okuyan, başına buyruk, baştan çıkarıcı, çekici, ataerkil normlara uymayan özellikleriyle anti kahraman bir kadın imgesiyle karşımıza çıkar. Kedi Kadın; tehlikeli, korkulan, ne yapacağı kestirilemeyen ama aynı zamanda göz kamaştıran, büyüleyici olan ve arzulanan, "kötü" kadın imajı yani "femme fatale" olandır. Zaman içerisinde değişime uğrayan ama vücuduna oturan sımsıkı siyah kedi kadın kostümü, kırbacı ve parlak kırmızı ruju ile hep "vamp", "seksi" kalarak, fetiştirilmiş kadın imgesinden kurtulamaz.

5. Lara Croft : Tomb Rider, video oyun serisinin  kurgusal karakteri ve kadın kahramanı olarak yaratılan Lara Croft, macera sever bir arkeologdur. Hızlı, atletik, güçlü ve zeki oluşu akıllara India Jones karakterinin kadın versiyonunu getirir. Ancak bir kadın imgesi olarak üretildiğinden ötürü, kızıl kahverengi at kuyruğu şeklinde toplanmış saçları, kadınların kolay kolay ulaşamayacakları atletik vücut yapısı ve büyük göğüsleri ile erkek fantezisinin cisimleşmiş seks sembolü olmaktan kurtulamadı. Akıllı, cesur, çekici, tehlikeli,baştan çıkarıcı, başına buyruk kadın imgesi, oyunu oynayan" erkeklerin ellerinde" kontrol altına alınabilen, ehlileştirilebilen bir imgeye dönüşmesiyle belki de Lara Craft'ı popüler kültürün bir ürünü haline getirmiştir. Ne dersiniz?

Didem BAŞARAN

Hint Yağının Saç, Kaş ve Kirpiklere Faydaları

Hint Yağı ve Saç, Kaş,Kirpik Uzatma

Hint yağı bir çok ilaç yapımında ve kozmetikte kullanılan bir yağdır. Mantar önleyici özelliği olduğu bilinmektedir. Kemoterapi ilaçlarında dahi kullanılmaktadır. Dahili kullanımı doktor kontrolünde olmalıdır ancak özellikle kanser tedavilerinden sonra saçlarını, kaşlarını ve kirpiklerini kaybedenlere mucizevi çözümler sunmaktadır. Ambalajlı kozmetik ürünlerinin kansorejen etkili paraben ve bilumum adını bile telaffuz edemediğimiz madde içerdiği göz önünde bulundurulduğunda atalardan kalma yağların kıymetini anlıyor insan.



Hint Yağını Saçta Nasıl Kullanırım ? 

Hint yağı "ricinoleic acid" içermektedir. Bu madde saçların daha hızlı uzamasında etkilidir. Tek başına kullanılabileceği gibi diğer saç uzamasına yardımcı yağlar ve maddelerle karıştırılıp da kullanılabilir. Şimdi saçlarına düşkün tatlı cadılar için bir saç büyüsü hazırlayalım. İşte malzemeler:

30 ml Hint Yağı
30 ml Kara Üzüm Çekirdeği Yağı
10 ml Biberiğe Yağı
10 ml Lavanta Yağı
10 ml e- vitamini
Yarım çay kaşığı Kükürt

Bütün maddeleri bir şişeye koyup iyice çalkalayın, duş almadan 30 dakika önce saç derinize yağı uygulayabilirsiniz.Yağı saç derinizden arıtmakta zorluk çekmemeniz için spreyli bir şişeye koyup, saç derinize sprey yardımıyla sıkarsanız daha kolay ve eşit dağılım sağlarsınız. Yağı saçtan çıkarmayı dert etmeyin. Saçınızı yıkamadan önce şampuanı saç derinize uygularsanız yağın daha kolay arınmasını sağlarsınız.

Hint Yağını Kaş ve Kirpik Uzatmada Nasıl Kullanırım ? 

Hint yağını kaş ve kirpik bakım yağı olarak da kullanabilirsiniz.Fiyatı makul olan bu yağ pahalı ambalajlı ve pahalı birçok kozmetik ürününden daha etkili ve güvenilirdir.

Kaş ve kirpik bakımı için tek başına kulak temizleme çubuğu yardımıyla kullandığınız gibi 30ml yağa 10ml e-vitamini ilave ederek de kullanabilirsiniz. Yastık kılıflarına geçmemesi için gece yatmadan yarım saat önce sürmenizi tavsife ederiz.

Ayrıca günlük bakımınız için, rimelinizin içine iki damla- ancak daha fazla değil- hint yağı damlatırsanız daha etkili bir maskara elde edersiniz.

Zeynep Pelin ATAMAN
  

6 Şubat 2015 Cuma

E Vitamini Bakımından Zengin Olan Gıdalar

E Vitamini nedir ve Yararları nelerdir? 
Yağda çözülen bir vitamin olan E Vitamini denilince aklımıza gelen ilk şey sağlıklı bir cilttir.

Sağlıklı bir cilt ile E vitamini arasında nasıl bir ilişki vardır?
Öncelikle E vitamini güçlü bir antioksidandır. Bu özelliği ile hücre tahribatına yol açan serbest radikallerin cildimize verdiği hasarı en aza indirir. Böylelikle kolajen üretimi devam eder ve kırışıklıkların oluşumu yavaşlar. Bir çok organın işlevlerini yerine getirmesinde önemli bir rol oynayan E vitamini aynı zamanda, bağışıklık sistemini güçlendirir, vücudun direncini arttırır, kalp krizi, felç riskini azaltır, kansere karşı korur ve yaşlanmaya bağlı hafıza zayıflığının önlenmesinde etkilidir.

E Vitamini Bakımından Zengin olan Gıdalar Nelerdir ? 


Badem : E vitamini açısından oldukça zengin olan badem, sadece cilde değil aynı zamanda saçlara da çok iyi gelir. Yarım çay bardağı badem ayrıca günlük magnezyum ihtiyacının %45 'ini, bakır ihtiyacının ise %20'sini sağlar. Bademin içerisinde bulunan yağlar, kilo vermeyi kolaylaştırır ve tok tutar. Bu yüzden de diyetisyenler ara öğünlerde badem yenmesini önermektedirler.

Kabak çekirdeği ve Ay çekirdeği: E vitamini kaynağı olan kabak ve ayçiçeği genellikle kavrulmuş olarak tüketilmektedir. Oysa ısıya hassas bileşenlerin bozulmasına neden olacağı için her ikisini de kavrulmadan yenmesi daha faydalıdır. Yapılan araştırmalar günde bir avuç kabak çekirdeği tüketilmesinin (kavrulmadan) prostat ve idrar kesesi sorunlarına iyi geldiğini ortaya koymaktadır.

Fındık: Her gün 25-30 gram tüketilmesi, günlük E vitamini ihtiyacının %100'ünü karşılamaktadır.

Çam fıstığı : Zeytinyağlı dolmanın ve iç pilavın ve pesto sosunun olmazsa olmazı olan çam fıstığı güçlü bir E vitamini kaynağıdır.

  Kuru Kayısı : 100 gram kayısı günlük E Vitamini ihtiyacının %30'unu karşılar.

Kivi ve Mango : Muhteşem ikili olarak adlandıracağımız kivi ve mango kuvvetli bir antioksidandır. Kivi, özellikle ülkemizde yaygın üretim alanına sahiptir ve C vitamini deposudur. Kanser hastalığının tedavisinde önemli bir yere sahiptir.Mango ise, kanı temizler, cilt ve saçlar için çok yararlıdır.

         Kırmızı Dolmalık Biber: Kırmızı renkte sebzeler, özellikle kırmızı dolmalık biber E Vitamini, C Vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengindir. Lezzetli bir sebze olan kırmızı dolmalık biber, çiğ ya da pişmiş olarak tüketebilirsiniz.

Papaya: Ödem, iltihap ve yaraların iyileşmesine yardımcı olan ve zengin E vitaminie sahip "meleklerin meyvesi" olarak adlandırılan papaya da aynı zamanda C Vitamini ve beta- karoten bulunur.



5 Şubat 2015 Perşembe

Boğazım Düğüm Düğüm

Psikoloji ile hastalıklar arasındaki neden-sonuç ilişkisi hem psikolojinin hem de tıp biliminin konusu olmuştur. Eskiler de atasözlerine yansıttıkları gibi bir çok hastalığın sebebini ruh halinde aramışlardır. Herkesin hayatla ilgili söyleyecek çok sözü vardır. Edilecek şikayet gırladır. Ancak boğaz "dokuz düğüm'"dür. Böyle derdi anneannemiz... Bilimsel olarak kanıtı olup olmadığını bilmiyoruz ama çoğumuzun da tecrübe ettiği gibi söyleyemediklerimiz, haykıramadıklarımız belki düğüm olur çöker gırtlağımıza...Bu tanımlamalar ve tanılar işe halk gözünden bakılarak yapılan açıklamalardır.

Acaba Bilim Ne Diyor?
Düğüm olarak nitelendirdiğimiz tiroid bezinde konuşlanan nodüller ile ilgili ne yapmamız gerekiyor? Paniğe gerek yok! Tiroid bezinde ortaya çıkan nodüllerin büyük çoğunluğu iyi huyludur. Ancak bir sağlık tüketicisi olarak tıp biliminden ve uygulayıcılarından ne gibi taleplerde bulunmalıyız?

Nodülümü Kime Şikayet Ederim? 

Tiroid hastalıkları Endokronoloji uzmanlığının alanına girmektedir. Ancak İç Hastalıkları uzmanları, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanları ve Genel Cerrahi uzmanları da tiroid hastalıklarıyla ilgilenmektedir.

Nodülünüzün Huyu, Suyu Nasıl Anlaşılır? 

Nodül tespit edildiğinde, nodülden hücre alarak kanser açısından incelemek için - ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB, TİAB) adı verilen bir işlem yapılabilir. Ancak her nodüle biyopsi yapmak gereksizdir.

Hangi Nodüle Biyopsi Yapılacağını Nasıl Bileceğim ?

Nodülü ilk inceleyen bu konuda uzmanlaşmış bir Radyoloji uzmanı olacaktır. Radyologun görüşleri doğrultusunda klinisyen doktor biyopsi yapılıp yapılmayacağına karar vermelidir. Radyoloji uzmanı raporunda nodüle biyopsi yapılıp yapılmaması konusunda mutlaka öneride bulunmalıdır. Hangi nodüllere biyopsi yapılması gerektiği uluslararası kuruluşlarca belirlenmiştir. Radyolog da bu kıstaslara göre biyopsi tavsiyesinde bulunmaktadır.


Gereksiz Biyopsi Yapmanın Ne Zararı Var?

Öncelikle gereksiz yere para ve zaman harcanmış olur. Ama daha da önemlisi hiç bir kanser şüphesi bulunmayan bir nodüle biyopsi yapılması gereksiz ameliyatlara yol açabileceği hekimlerce dile getirilmektedir.

Biyopsiyi Kim Yapmalı? 

Biyopsi Radyoloji uzmanı tarafından ultrason aracılığıyla yapılmalıdır. Yani ultrasonografi ile iğnenin tam olarak nodülün içinden hücre almasıdır. Ultrasonografi cihazı kullanma eğitimini ise sadece Radyoloji uzmanları almaktadır.

Biyopside Alınan Hücreleri Kim Değerlendirir?

Biyopside alınan hücrelerin iyi huylu olup olmadığı Patoloji uzmanları tarafından incelenir. Ayrıca biyopsi esnasında yeterli miktarda  hücre alınıp alınmadığından emin olmak için Patoloji uzmanı da biyopsi sırasında hazır bulunmaktadır. Kısaca nodülünüzün huyunu belirleyecek olan Radyoloji uzmanı ile fikir alışverişinde bulunan Patalog olacaktır.

Zeynep Pelin ATAMAN




4 Şubat 2015 Çarşamba

Kanser ve Hipnoz

Hipnoz, derin rahatlama ve yüksek dikkat odaklanmasıyla karakterize edilen, bilinçaltına ulaşmayı amaçlayan bir durumdur. Zihin, hipnoz sırasında trans halindedir. Trans ve benzeri durumdayken kişi telkinlere daha açık hale gelir. Dolayısıyla hipnoz, ağrı, kaygı ve bağımlılık gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı düşünülen davranışların ve alışkanlıkların değiştirilmesinde kullanılabilir. Tedavi yöntemi olarak Hipnoz ya da diğer adıyla Hipnoterapi  ile birçok sağlık sorununa çare bulmak ya da etkisini azaltmak elimizde...

Hipnoterapide Kontrol Kimin Elinde? Hipnoterapi uygulayan kişinin hipnoz ettikleri kontrolünü ellerinde bulundurduklarına dair yanlış bir inanış vardır. Aksine, hipnoterapinin temel amaçlarından biri, hastaya kendi davranışları, duyguları ve bedensel fonksiyonları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olması için yardım etmektedir.

Kanser ve Hipnoz 
 2007 yılında yapılan bir araştırmada, meme kanseri ameliyatı geçirmiş 200 kadın incelendi. Araştırmacılar operasyon öncesi hipnoz uygulanan hastalarda, ameliyat sırasında verilen anestezi miktarının daha az olduğu, sonrasında duyulan acının şiddetinin daha kısa sürede geçtiğini ve uygulanan işlemlerin daha az zaman aldığı tespit edildi. Ameliyat öncesinde psikolog desteği gören hastalara kıyasla, 15 dakika boyunca hipnoz uygulananlarda; mide bulantısı,yorgunluk ve tıbbi operasyon sonrası duygusal dalgalanmanın daha az görüldüğü bildirildi.


Hipnoz ve Kemoterapi
Kemoterapi sözcüğü telaffuz edildiğinde bile kanser hastalarına korkulu rüya yaşatırken, hipnoz ile kemoterapinin yan etkilerini azaltmak ve toksik ilaçları tamamen  bir şifa aracı haline getirmek mümkün. 2007 yılında yayımlanan bir araştırma, hipnozun, kemoterapinin neden olduğu mide bulantısı ve kusmayı önemli ölçüde azaltabildiğini ortaya koydu.

Hipnoz ve Meme Kanseri
Meme kanseri tedavisinde ortaya çıkan sık görülen bir yan etki de sıcak basmasıdır. 2008 yılında, daha önceden meme kanserine yakalanmış ve hastalığı yenmiş 60 kadınla yapılan araştırmaya göre; hipnoz, meme kanseri hastalarında sıcak basmasının önlenmesine yardımcı olabilmektedir. 5 hafta boyunca sürdürülen çalışmanın sonucuna göre; haftada 50 dakikalık seanslar halinde uygulanan ve evde kendi kendine hipnoz uygulayan katılımcılarda, sıcak basması sıklığının ve şiddetinin %68 daha az görüldüğü tespit edilmiştir.  

ABD'de Hipnoz Uygulamaları 

Tıp bilim adamları tarafından hipnozun tıbbi araç olarak uygulanması ilk defa Amerika Birleşik Devletleri'nde  Milton Hyland Erickson önderliğinde modellenmiş ve tedavi dünyasına girmiştir. Erickson modern medikal hipnozun babası olarak anılmaktadır. Hipnozun saygı duyulan bir tedavi aracı haline gelmesinde büyük payı bulunan Erickson, modern hipnozun Eriksonyen Hipnoz metodu ile hastalıkların tedavisinde kullanılmasına önderlik etmiştir. Dolayısıyla ABD, hipnoza yabancı değildir. New York'ta bulunan Mount Sinai Tıp Merkezi onkolog hekimlerinden Doçent Dr. Guy Montgomery, CBS Haber kanalına verdiği röportajında özellikle meme kanserinde hipnoz uygulanan hastaların psikolojik olarak heyecan, endişe gibi durumları daha iyi kontrol ettiklerini belirtmiştir.

Zeynep Pelin ATAMAN